TÜRK MÛSIKÎSİ (1)

Zeki Yılmaz

Binlerce yıldan bu yana “terennüm ettiğimiz müzik nağmeleri” içerisinde, Türk Mûsıkîsinin nasıl ve ne zaman başlamış olduğunu kesinlikle bilebilmek mümkün değildir…

Türk toplumlarında her daim müziğin var olduğunu gerek kurgan (mezar) gerek çeşitli kalıtlardaki izlerden öğreniyoruz. Bunların yanısıra Türk insanı için çok önemli olan destanlarda da bulabiliyoruz. Herkesin belleğinde olan bir destanı, tarihi olayı örnek olarak hatırlayalım:

Büyük İskender, yüz bin kişilik büyük bir ordu ile Ege kıyılarından Çin Seddine doğru fetih hareketini başlatmıştır. Her geçtiği ülkeyi adeta yakıp yıkarak ilerler. Ancak karşısına ummadığı, küçük de olsa, direniş gösteren bir Türk birliği çıkar. Bu birliğin kumandanı Şu’dur.

Şu birliği ve etrafındaki halkı ile küçük bir yörede yaşamaktadır. Her sabah vurgulu aletlerin hâkim olduğu bir topluluk tarafından 360 nevbet (növbet) vurularak günün anlamını ifade eden seslerle halk bilgilendirilirmiş. Bunun anlamı; Kumandan Şu’ya bağlı 360 kumandanın var olduğunun ilanı imiş.

Ancak vurguların değişimi ile neş’eli (düğün vs.) veya hüzünlü (vefat vd.) olduğu da bu nevbetlerden anlaşılırmış…

ŞU DESTANI adını taşıyan bu örnekte, vurgulu aletleri birlikte icra eden topluluğun adı TUĞ TAKIMI’dır. Daha sonra günümüze MEHTER olarak anılacak olan askeri/sivil müzik topluluğunun ilk halidir…

1299 yılında Osmanlı Devletinin (Beylik, sonra devlet/imparatorluk) kuruluş tarihinde, kurucu Osman Bey, günümüzde olduğu gibi o zaman da diğer devletlerden icazet/olur almak istemiştir.

Selçuklu İmparatorluğu tarafından ilk olarak verilen berat yanında bir de Tuğ takımı hediye olarak gönderilmiştir. Böylece Osmanlı Devleti tescil edilmiştir.

Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi, Türk insanında ve devletlerinde müzik, daima en önemli kültür dalı olduğu kadar bir nevi simge de olmuştur…

Orta Asya bozkırlarında göçebe olarak dağınık şekilde yaşayan Türk insanı, zamanla birlikte yaşamayı ve birlikten kuvvet doğar sözünü gerçekleştirmiş, neredeyse Asya’nın tamamını fethetmiştir. Çin gibi son derece kalabalık bir ülkeyi de uzun yıllar sancağı altında tutmayı başarmıştır. Bunda askeri gücün yanısıra kültürünün de etkisi olduğunu tahmin etmek zor değildir.

Asya ülkelerinde günümüzde dahi, eski devirlerde kullanılan beş sesli sistem veya müzik yazısı diyebileceğimiz beş nota ezgileri halen kullanılmakta, terennüm edilmektedir…

Türk’ler, Anadolu, Avrupa ve Afrika kıtalarında da zamanla çok etkili olmuş ve uzun yıllar buralarda hüküm sürmüşlerdir. Türk kültürünün etkilerini ve kalıntılarını (çeşitli ülkelerde) geldiğimiz yüzyılda halen görmekteyiz. Bu etkilerin en önemli ifadesi mûsıkîdir. Özellikle Akdeniz ülkelerinde yer alan milletlerde, halen Türk Müziği nağmelerinin yankılanması bu tespitimizin doğru olduğunu göstermektedir…

Her milletin kendine özgü bir müzik dili vardır. Dili ve ülkesinin coğrafi durumu nedeniyle, yaşantısını müzik diliyle ifade eden milletler, böylece kendilerine ait bir de müzik yaratmışlardır.

Türk toplumları Orta Asya yaşantısı içerisinde müziğini oluşturmaya başlamıştır… Günümüzde de izlerini, uygulamalarını gördüğümüz bir ifade şekli olan; beş ses-penta adı verilen müzik dilini/seslerini kullanıyorlardı. Çin, Hindistan ve Türki ülkelerinde halen kullanılan bu beş sesli kullanım sistemini Türk insanı da Anadolu topraklarına gelinceye kadar kullandı ve uzun müddet de uyguladılar…

Ne var ki yaratıcı Türk halkının müziğini ifade için bu beş ses yetersiz kalıyordu. Bunun da çaresi tabiatta bulunan tüm seslerin kullanımı idi.

Istanbul’un, Sultan Mehmet tarafından fethedilmesiyle bir anda bu değişim gerçekleşti. Zira eğitime ve kültüre son derece önem veren Türk insanı daha yaratıcı ve ifade kudreti yüksek eserleri yaratmaya başladı…

Kültürün her dalında olduğu gibi mûsıkîye de çok önem veren Fatih Sultan Mehmet, âlim ve bilgileri Istanbul’a toplamaya başladı. Enderun Mektebi’nin kurulmasını emretti. Bu mektepte en önemli ders mûsıkî oldu…

Yapılan çalışmalar neticesinde o güne kadar kullanılan beş sesli müzik yazısı, batının da kullandığı dizi olan yedi sesli hale getirildi…

Enderun mektebinin kuruluşu ile başlayan gelişme öncesinde de mükemmel Türk müzisyenleri isimlerini, tarihe silinmez isimler olarak yazdırmışlardı. Büyük bilgin Farabi (870-950) gerek müzik eserleri gerek müzik aletleri yapımı ile mükemmel çalışmalar yapmış, günümüze kadar gelen kitapları ile de o devir müziğini öğrenmemizi sağlamıştır.

Safiyüddin Urmevi (?-1294) Azerbaycan’ da doğdu. Mükemmel bir müzisyen olduğu kayıtlarda yazılmasına rağmen maalesef günümüze hiçbir eseri (beste) gelmemiştir. Ancak yazdığı kitaplar ile bilgisini günümüze taşımasını bilmiştir.

Abdülkadir Meragi (1353/1435) Herat şehrinde doğmuştur. Babası ünlü bir müzik âlimi idi. Müziği Safiyüddin’den öğrenmiş ve bu nedenle başta oğlu olmak üzere pek çok talebe yetiştirmiştir.